Global Navigation

 

Content


Yüreğimde Kelimeler -  II
FUAT ÖZKUL’un yazısı…

“Ne okuyorsun ?” sorusuna “Kelimeler, kelimeler, kelimeler…” diye cevap verir Hamlet Polonius’a, Shakespeare’in ünlü oyununda… Evet, kelimeler okuyoruz, kelimeler yazıyoruz, kelimeler söylüyoruz… Hayallerimizi kelimelerle süslüyor, acılarımızı sözcüklerle paylaşıyor ve ümitlerimizi kelimelerle yeşertiyoruz. Ama bir yandan da tüketiyoruz hayatlarımızı kelime kelime… Yine de yetiremiyoruz kelimeleri derdimizi ve halimizi ifade etmeye…

1.png

Kelimelerle ifade edemedikleri duygularını, düşüncelerini şiirle ifade ederler insanlar. Şiir yılların yaşanmışlıklarının, birikimininin, insanoğlunun kendisini ifade etmedeki acziyetinin birkaç sözcüğe, birkaç heceye, bazen birkaç mısraya, bazen de uzun satırlara sığdırma çabasıdır belki de, kimbilir?

Geçen zaman bir masala dönüşür, insanı aşan, insandan taşan duygu ve düşüncelerde şiire… Var olan bütün artı değerlerin; bütün güzelliklerin,  bütün dertlerin, isteklerin, sevgilerin, sevgililerin, sevmelerin, ümit ve beklentilerin zavallı kelimelere yüklenmesidir şiir… Yüzlerce güzel kokulu çiçeğin özünün tadının ufacık gözeneklere doldurulması gibi; şiir bal gibi şair de arı gibidir belki de… Çeviri ise şeker katılmış bal gibidir dense yeridir… :)

Şiir her şeydir insanla ilgili, insana dair, insanoğluna ait bütün her şeydir şiir… Hava kadar gerekli, hava gibi hafif ve özgür ama aynı zamanda cıva kadar yoğun ve ağırdır; fakat asla hava-cıva değildir!!!

kelebek.jpg

Şair süzgeç gibidir. Arı gibi, rengarenk çiçeklerin en güzel, en yoğun, en tatlı özlerinden bütün hepsinin güzelliğini tadını ve kokusunu temsil edecek yoğunlukta, tatlılıkta ve tamlıkta yepyeni bir eser oluşturur arı… Şair de öyle… Yüzlerce değişik duygu, düşünce, yaşantı, beklenti, hayal kırıklığı, güzellik, çirkinlik, hayranlık, sevgi gibi duygular arasından, umut gibi mavi, korku gibi siyah, arzu gibi kırmızı, ihanet gibi sarı, yeşil gibi huzurlu onlarca renk arasından, gökkuşağı gibi hepsiyle birlikte, beyaz gibi hepsinin içinden, ve en önemlisi bir süzgeç gibi, kendi içinden geçirerek hissettiklerini ve yaşantılarını yepyeni bir renk oluşturur şair… Nasıl hepsinin yoğunluğunu verebilecek renkte bir yeni eser ortaya koyuyor ve tamamının özelliğini yansıtacak bir güzellik oluşturursa arı, şairlerde tüm duygu ve fikirlerin özünü anlatacak yeni bir ses, yepyeni bir dil oluşturur, yeni bir renk katarlar hayatlarımıza, kendi süzgeçlerinden geçirerek kendi özlerinde damıtarak yaşadıklarını, duyumsadıklarını ve hissettiklerini… Yani kıymetli abim ve aziz dost Cezmi Karaca’nın dediği gibi “sadece bilmek yetmiyor kelimeleri; gerektiğinde her birinden bir melodi yakalamak, bir enstrüman gibi kullanmak her birini, bir maestro gibi yönetip muhteşem bir senfoniye dönüştürmek gerekiyor sözcükleri”, bir arı misali…

Çevirmen bu rengin ancak bir aksini verebilir veya çok daha solgun bir halini; şeker katılmış bal misali, hatta bal yerine reçel belki de… :)  Şiir, belki Robert Frost’un dediği gibi çeviri de yitip giden bir şeydir, belki de Sebahattin Eyüboğlu’nun deyişiyle en kötü çevirilerde bile yitip gitmeyendir…

3.png

Şiir insanın kendi şaşkınlığını keşfettiği bambaşka bir dildir Christopher Fry’a göre… Ünlü Romantiklerden Wordsworth ise şiiri, güçlü duyguların gelişigüzel bir şekilde taşması, aniden ortaya çıkıp akması olarak tasvir eder. Coleridge daha farklı bakar şiire… Ona göre şiirin asıl amacı alınan hazzın, lezzetin paylaşılmasıdır; hissedilenlerin, yaşanılanların ve düşünülenlerin insana kattığı güzelliklerin anlaşılmasını sağlayan bir paylaşım biçimidir. Nesir, kelimelerin en doğru bir şekilde dizilmesi, nazım ise; en iyi kelimelerin, en iyi bir düzen ve ahenk içerisinde, en güzel bir şekilde bir araya getirilmesidir… Diğer bir Romantik Shelley;  en iyi ve en mutlu zihinlerin en iyi ve en güzel anlarının kayda geçirilmesi olarak tanımlar şiiri… Dünyanın gizemli ve gizli güzelliklerinin üzerindeki örtüyü kaldırdığını söyler güzel şiirlerin… Şiir sıradan şeyleri sıradışı bir şekilde ifade etme yöntemidir Shelley için…

Viktorya dönemi şairlerinden Tennyson bambaşka şeyler söyler şiir hakkında… İyi şiir yavaş yavaş sabırla olgunlaşır ve kan ter ve gözyaşıyla yazılır ona göre… Modern çağın ünlü İngiliz ozanlarından Dylan Thomas;  iyi bir şiirin gerçeğe katkıda bulunan şiir olduğunu savunur. Gerçeğin anlaşılmasına yarayan ve okuyanların gerçeklikle yüzleşmesini sağlayan bir sanat olduğunu düşünür şiirin. Thomas’ a göre, yeni ve güzel bir şiir yazıldığında dünya asla eskisi gibi bir yer değildir artık… “Yazmak keşfetmektir” diyor Frost bir yazısında… “Sonunu bildiğim bir şiiri yazmaya hala başlayamadım, başaramadım” diyor. Aslında şiir insanın kendisini keşfetmesine yaramaz mı; kendi dehlizlerinde, girdaplarında, karanlıklarında, içindeki gizemli dünyasında bir keşif gezisine çıkmasını sağlamaz mı insanın? Üstad Cemil Meriç’in ifadesiyle; fethedilecek başka bir ülke var mı kendimizden başka, daha az tanıdığımız bir varlık var mı “insan denilen meçhul”den başka? Kendi şaşkınlığımızı,suskunluğumuzu, mutluluğumuzu, duygularımızı ve umutlarımızı fark ettiğimiz ve fark ettirdiğimiz başka bir dilden başka nedir ki şiir???
Şiir yazılmaz yaşanır; anlaşılmaz hissedilir…

4.png

İnsan kişisel sınırlarını şiirle belirler. Derinlik, yoğunluk, enginlik, sığlık, hafiflik hatta biraz delilik vardır, bulunması gerekir, şiirde… Yaşanmış duygular, düşünülmüş fikirler kadar; hiç yaşanmamış, hiç hissedilmemişlerde, hiç olmamış olanlarda, olanlar ve olmuş olanlar kadar bulunmalıdır şiir de… Çünkü insan ufkunu şiirle çizer, ve şiirle aşar gider yeni ufuklara…

Şiir güzeldir.
Bu yazıyı Üstad Necip Fazıl’dan güzel bir şiirle bitirmek en güzeli herhalde…

NAKARAT

Küçükken derdi ki, dadım:
Çoğu gitti, azı kaldı.
Büyüdüm, ihtiyarladım.
Çoğu gitti, azı kaldı.

Vur kazmayı dağa Ferhat!
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kişne kır at, kişne kır at!
Çoğu gitti, azı kaldı.

Doğar bir gün benim günüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kırk gün, kırk gece düğünüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.

Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı…

Fuat ÖZKUL
Nisan 2010

Öğrencilerimiz tarafından yazılan çeviri şiirleri okumak için buraya tıklayınız.

5.png

5 Yorum - “Yüreğimde Kelimeler – II”

  1. Lamia Yenişehirlioğlu diyor ki:

    Selamlar,
    Şiir insanların ortak duygu ve düşüncelerini Platon’un ifadesiyle “büyülü söz” kıvamında ÖZ-el olarak sunuyor bizlere.Bazen biçok insanın sayfalar dolusu anlatmaya çalıştığı şeyi bikaç dizede bulabiliyoruz bi insanın karaladığı.Çeviri konusunda da çevirmene büyük görev düşüyo.çevirmen şiiri/yazıyı benimseyip kendi süzgecinden geçirdikten(anlam sapmalarına izin vermeden tabiki)sonra çevirdiği takdirde başarılı oluyor çeviri.yani çevirmenin yaptığı işe inanması önemli.işte o zaman, bala katılmış suni şeker(bu arada bu ifade çok güzel olmuş hocam,bayıldım :))rahatsız etmiyo insanı.To concluuude, bu güzel yazı için elinize,gözünüze,kaleminize ve yüreğinize sağlıııık.Yeni yazılarınızı dört gözle bekliyoruz. :)

  2. Dilek Özgün diyor ki:

    Şiir de düz yazı da bir çılgınlık halidir normal ve mutlu insanların kelimelerin bu şekilde yan yana gelebilme ihtimalinden haberleri bile yoktur. Nasıl idealler işi olmayanların işiyse şiir ve düz yazı da acı çekenlerin işidir, bakarlar kendilerinden başka kimse yarayı saracak değil yazdıkça iyileşirler. Ya da iyileşirler mi …??? Ben de yorumumu üstad Orhan Veli den bir şiirle bitirmek istiyorum hocam. :)

    ANLATAMIYORUM

    Ağlasam sesimi duyar mısınız,
    Mısralarımda;
    Dokunabilir misiniz,
    Gözyaşlarıma, ellerinizle?
    Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
    Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
    Bu derde düşmeden önce.
    Bir yer var, biliyorum;
    Her şeyi söylemek mümkün;
    Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
    Anlatamıyorum…

    Orhan Veli Kanık

  3. fatma altınsoy diyor ki:

    ‘ah kimsenin vakti yok\durup ince şeyleri anlamaya’ diyen şairin sözleri çarptı suratıma öğretmenim.daha çok yazarsanız daha çok haberdar oluruz iç sesinizden. bir de hayırla yadediyoruz sizleri selametle kalın.

  4. gülsüm diyor ki:

    Sevgili Fatma Altınsoy…

  5. Ali Ertuğrul diyor ki:

    “bal yapmak varken, reçel de nesi?” dememek gerek sanırım. Gün olur çiçek biter, gün olur arı ölür. Kalır geriye eski ballar da bir ana tutar kaynatır reçeli atar bir kaşıkcık balı sunar önümüze. “yok ana bu bal değil” desen nafile, reçelin de hazzını almalı bu topluluk bu kafile. hasılı çevirmeli insan şiiri, çevirmeli ki Alplerde üretilmiş balı yiyebilmeli Torosların genci. çeviren de mutlak bilincinde olmalı, ne yapıp ettiğinin. şairin ruh halini düşünce yapısını bilmeli, bir psikolog gibi kendini onun yerine koyabilmeli, bir tarihçi gibi o devri yaşayabilmeli, deliyse şair delirmeli ve en az o şair kadar iyi bilmeli şairin dilini elbette kendi dilini. reçel yapmak da zor bal yapmak da dökmelisin kucağındaki bütün oyuncakları yazarkan sıyrılmalısın besbelli benliğinden feyz almalı eğitilmelisin. hocam verdiğiniz emek,eğitim öğretimden ve gösterdiğiniz sabırdan ötürü sonsuz teşekkür ederim, edeceğim sonsuz bu, bitmez öyle kolay kolay bu şükran. saygı ve selamlarımla öğrenciniz Ali Ertuğrul.

Bu yazıyla ilgili yorumlarınızı paylaşın.


NOT: Yorumlar bir yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır. Bu nedenle göndereceğiniz yorumların yayınlanması birkaç gün veya bir hafta sürebilir.

Sidebar

  • Son Yorumlar

  • Footer