Global Navigation

 

Content


 ”Bu yazı Dr Cezmi Karaca tarafından kaleme alınmış ve müsaadesiyle sitemizde yayınlanmıştır.”

Beton yapılar arasında, bir beton yapıda, balkonda oturmuş, yağmurun yağışını seyrediyorum. Yağmurla birlikte kurum yağıyor, katran yağıyor, zift yağıyor, çamur yağıyor. Çatılara, camlara duvarlara çarparak yağıyor. Ürkütücü bir gürültü ile. Toprak yerine asfalt kokuyor.

Yağmur her yere yağar; ama toprak en güzel bizim Doğanlı’da kokar. Toprağın, binlerce tür çiçekten devşirdiği harmonidir toprak kokusu ve yağmura şükran ifadesidir. Bize ise bir armağan.. Doğanlı’da yağmur yağarken toprak kokusunu nefeslemeyeli ne çok zaman geçti. Mayıs ikindilerinde sağanak geçişler olurdu. Şimşek ve gök gürültüsüyle tedirgin çocuk yüreğimi bir ardıç ağacının duldasında korumaya çalışırdım. Yağmur sıcak toprakta buğulanırdı. Yağmur ve rüzgar bir oyumun yapraklarında buluşur, dünyanın en güzel melodisi olurdu. Islanırdık, iliklerimize kadar ve üşürdük. Ama ziyanı yok, birazdan yağmur geçip gidecek Yağca’ya doğru. Kuru odun toplayıp, alevleri gökyüzüne çıkacak bir ateş yakacağız. Üzerimizdeki paçavralar kururken, ısınan yorgun bedenlerimize ağır bir rehavet çökecek, huzurla gevşeyeceğiz. Bir top nohut koyup kenarına, keyifle karaca yiyeceğiz.

Balkonda oturmuş yağmuru seyrederken aklıma geldi. Eminim sizin de aklınıza düşmüştür böyle bir anı. Döşekyazı’da, Nadar’da, Tavşantepe’de, Karacatarla’da, Say’da, Yaylacık’da, Düneklik’te, Hotar’da, Karaağaç’ta, Kaş’ta, Işıkköyü’nde, Taşharman’da ve daha sayamadığım birçok mevkide. Bazen düşünürüm de bizim bu mevkilerle ilgili ciddi bir araştırma yapmamız lazım. Konulan bu isimler nereden gelir? Mesela İmirgazi (Emirgazi muhtemelen) kimdir? Karabey kim? Hamzabalığı’ndaki Hamza kimdir? Kömüseki (muhtemelen Gömüseki) gömü eki, orada bir gömü(define) olduğundan mı geliyor yoksa mezarlığımızın orada olmasından, insanlarımızı oraya gömdüğümüzden mi? Asarardı (muhtemelen Hisarardı)’ nda geçen hisar bugün nerede? Bunları ciddi araştırmak lazım diye düşünürüm. O köyde her mevki güzeldir de ikisi farklıdır: Uma ve Sorhun.

Uma uludan mı geliyor, yüceden mi? Bilmiyorum. Tepelerin arasında en heybetli olanı. Milyon yıldır seyrediyor vadiyi. Olimpia’ da oturan Zeus gibi oturuyor dağların arasında. Başı bir aslan gibi göğe uzanmış, kartal yuvası. Boynundan aşağıya sarp kayalar yeleleri. ilk atarlımızdan beri herkesi, her şeyi gördü. Her şeye şahit. Beş yüz yıldır pençelerinin dibine gömdük en sevdiklerimizi.

Uma Zeus ise Sorhun Hera. Hırçın, kızgın ve lakin verimli, anaç, ailenin sembolü saygın kadın. Glatyatör filminde bir sahne vardı. Bir adamın öte dünyaya geçişini anlatmaya çalışıyorlardı. Elleri, yeni sürgün vermiş buğday başaklarına sürtünerek ilerliyordu. Uçsuz bucaksız bir yeşillik vardı. Yeşil tarlalar, çayırlar, meralar, taş duvarlar, çağallar ve cılgalarıyla bir yer gösteriyorlardı. Rüzgarla birlikte buğday tarlaları, çayırlar, püsküllü otlar sallanıyor, sarı, kırmızı, mor çiçekler bir okyanus gibi dalgalanıyordu. ‘İşte Sorhun! Sorhun’a ne kadar çok benziyor’, dedim.

Sorhun! O köyün gökyüzüne en yakın yaylası. En temiz havalısı, en havalısı. Orada bir köy vardı bir zamanlar. Yukarıdan aşağıya yavaşça terk etti hepsi, bütün yaylaların terk edildiği gibi. Zaten önce yaylalar terk edildi sonra köyler. Orada yaşayanların büyük bir kısmı bu dünyayı tümden terk etti. (Ah! Ali(vici) Abi! Ali Abi ve Recep, Reşit ve Reyip! En zamansız siz gittiniz ve en acı siz.) Şimdi sessiz, şimdi ıssız buralar. Pınarlar kurumuş, suları batmış. Ağılların ağaçları yakılmış, duvarları yıkılmış. Peğlerinde dam boyu ısırgan otu, kangal dikeni. Hor kalmış, çayırlar meralar; artık ‘hor’ diken kalmamış. Yalağılar açmıyor, açmasın ne yazar; büvelek tutacak sığır kalmamış.

Şimdi gözlerini kapat ve dinle. Ay akşamlarında çayırlara dağılmış koyunların meleşmelerini, çobanların ‘hohoğlarını’, ‘ırıtlarını’, içli türkülerini, geceye savrulan ıslıklarını duy. Söğüt yaprağında dağ yelinin resitalini duy. Dört bir yandan çağlayan suların sesini, dırı dalına yuva yapmış serçelerin ötüşlerini duy. Çayırlarda koşuşan mutlu çocukları duy. Taşa toprağa işlemiş, emeğin, alın terinin kokusunu duy. Ekinin son ‘hon’unda, kalıç ve ellik sesleri arasında, tek sıra dizilmiş ırgatlar, kadınlar erkekler, bir sağa bir sola, halay çeker gibi, raks eden çengiler gibi, zikir çeken dervişler gibi, tam bir uyumla ve hep bir ağızdan:
‘Ekenler eker, biçenler biçer,
Cennetin kapısını cömertler açar.
Cömertlerin aşkına, diyelim bir
Allah, Allah, Allah…………….’ diye devam eden bin yıllık duayı duy. Özlü bir ‘deme’ duy, bin yıllık geçmişten bin yıllık geleceğe.. Ve insanlarımızı duy. Avurtları çökmüş, elleri nasırlı, gözleri buğulu; ama onurlu, ama çalışkan, ama sabırlı, ama namuslu adamları ve kadınları duy..

‘ Hüzün ki en çok yakışandır, bize’ der, şair. Hüzün ilmek ilmek işlenmiştir kadınımıza, bürüğe işlenmiş oya gibi; lakin çok iyi gitmiştir yüzlerine, acayip güzelleştirmiştir onları. Alınlarında derin çizgiler: ‘Omega Melankolika’. Yüzleri kırışmış, esmer ve sert, kaysı kökü kabuğu gibi; ama pamuk kadar yumuşak ve merhametli ve şefkatli gülümsemeleri… Belleri bükülmüş, dizleri tutmuyor. Kahır taşımaktan, hüzün taşımaktan, şelek şelek acı taşımaktan düşkün bedenleri. Ve fakat mağrur hepsi, başları dik, alınları açık. Dilleri şükürlü, mütevekkil. Onca acıya rağmen ‘depresyon’ nedir bilmedi hiç biri. Tek bir tablet ‘Prozac’ içeni görülmedi. Hiç birisinin can sıkıntısı lüksü olmadı. Bugün büyük bir kısmı bir daha hiç üzülmemek üzere bu dünyadan göçtü; gün görmeden, ‘ hayat’ nedir bilmeden.

Sahi ‘hayat’ nedir ki?! ‘Mutluluk’ nedir ki?! Tarifini yapmak mümkün mü mutluğun? ‘Mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin’ demişti, Nazım HİKMET Abidin DİNO’ya. ‘Şükür ki bugünleri de gördüm diyen babanın resmini çizebilir misin’ diye sormuştu. Resminin çizilmesi mümkün olmayan mutluğu kim yaşadı? Onlar mı daha çok yaşadı, yoksa biz mi? Yoksa bütün bir yoğunluğuyla hayatı yaşayan onlardı da, teğet geçen biz miyiz? 80 yaşındaydı dedem ve Sorhun’da, demli çayını içerken kocaman bir kahkaha atar, okkalı bir küfür savurur; ‘ şu bendeki keyif kimde var, oğlum, bırak okumayı, gel’ derdi. Ondan yüz kat daha rahatım. Yüz kat daha çok kazanıyorum. Çok daha fazla ve dengeli besleniyorum; ama onun kadar kocaman bir kahkaham olmadı hiçbir zaman. Gözlerim onunki kadar parıldamadı daha. Resmi çizilemeyen mutluluk oydu.

Hayat bizim oralarda zordu, çetindi; ama güzeldi.‘Kenger sakızı’ kıvamındaydı. Sert ve acıydı… Çiğnendikçe biraz yumuşayıp tatlansa da hep belli bir sertliği vardı; ama yine de kenger sakızı güzeldi. Katıksız bir doğallığı vardı. Renklendirici yok, tatlandırıcı yoktu. Aroması kendine hastı. Sonra ağırlığı vardı bir; şişmez, patlamazdı. Şimdikiler gibi hafif meşrep, polikarbon ürünü bir kimyasal değildi. Her şey yapay, her şey ‘fast food’, şimdi.. Hızlı yeme üzerine kurulu bir dünya, yediklerimizin içtiklerimizin tadı yok. Oysa hayat, odun ateşinde tek yüzlü ısıtılmış ekşili ekmek arası tereyağlı çökelek dürmeci yiyebilmekti, belki de. Kor ateşte kaynamış, isli demlikte çay içebilmekti.

Ey! Esmer delikanlı: Ömrümün kuşluk vakti. Uzat ellerini zamanın kör kuyusundan. Bana geçmişimi getir. Kırlangıç kanadına takılı ruhumu getir. Mavi gökyüzünü, lacivert dağlarını, kurşun renkli bulutlarını getir. Sütleğenle damıtılmış acı su getir. Gelincik tarlaları getir. Dağlarından sarı sümbül, bağlarından mor menekşe getir. Alıç, süğsülük, güz armudu, dağan getir. Narpuz getir, kekik getir. Gül dalından çiğ, söğüt yaprağından kırağı getir. Ve bıçak gibi keskin, kemik kadar sert ayaz sabahlar getir. Bana ayaz sabahlarda sac üzerinde ısıtılmış kaymaklı ekmek getir.

Savrulduk çoğumuz. Hayatımızı bir güz akşamında, bir harman yerinde poyraza verdik. Tenesi düştü yere, bize samanı kaldı. Bedenlerimiz çok daha rahat şüphesiz. Dudaklarımız çatlamıyor, ellerimiz patlamıyor, yüzümüzde kerme tutmuş güneş yanıkları yok artık. Masa başı işlerde göbeğimiz ve yüreğimiz yağ bağlıyor. Havasız kahvehanelerde, hafta sonu pikniklerinde, uyduruk parklarda, sahillerde, yazlıklarda tutsak ruhumuza nefes aldırmaya çalışıyoruz; ama olmuyor, yetmiyor. Bir yanımız sayrı hep, bir yanımız hep topal.

Balkonda oturmuş yağmuru seyrederken nereden nereye geldim. Şimdi gitmem lazım. Yarına çok iş var. Modern dünya dönüyor ve hayat kirli havasıyla, gürültüsüyle, trafiğiyle, faturalarıyla, kartlarıyla, şifreleriyle, beton yapılar arasında, gündelik telaşın koşuşturmaları arasında bütün bir sıkıcılığıyla akıp gidiyor. Kaç paralık bir hayatsa artık, bize kalanı yaşamaya çalışıyoruz.

Emlik kuzu tadında, yemlik tadında hayatlar diliyorum size….
Selam ve dua ile..

   koy0.bmp 


koy1.JPG 

   koy3.bmp

24 Yorum - “Hayat, köy, mutluluk üzerine…”

  1. aysel ulubaba diyor ki:

    hislerime tercüman oldunuz sözü şimdi mana buldu, ne güzel anlattınız hocam, modern dünyanın küçük yürekleri, küçük köylerin büyük yürekleri.niye böyle oluyor, modern yaşam bizden mutluluğu neyin bedelinde alıyor bilmiyorum, ama dilenirse yakalanabilir gibime geliyor o hasret kalınan samimiyet.İnsana çok şey verildi bu bilgi çağında ama ruhu duymadan başka şeyleri yitirdi.Ama ümit var, neden olmasın bu hayat karşaması tarafından yutulmamanın bi yolu vardır belki:)

  2. fuat özkul diyor ki:

    Selamlar Ayselcim,
    İçten yorumun için teşekkürler ancak düzeltmem gereken birşey var: Bu yazıyı ben yazmadım. Çok sevdiğim arkadaşım ve abim Cezmi Karaca yazdı. Bende senin söylediğin gibi “hislerime tercüman olduğu” için müsaadesini alarak sitemize koydum. Görüşmek üzere…

  3. ayseLL diyor ki:

    evet hocam anladım:)ama tarzınızı da benzettim, sizn tarafınızdan yazılmış olması muhtemel geldi:)

  4. Ramazan KARADAŞ diyor ki:

    Bende köyde büyüdüm ve anlatılanların çoğunu yaşadım.İnşallah nasip olursa hemen köyüme gidecem özellikle bu mevsim güzel olur toprak kokusunda da rakibi yoktur ha

  5. fikret okalin diyor ki:

    yazınızı okumadım çünkü iştimaya çağırıyorlar hocam… şafak:59… iki ay sonra okurum inşallah kendinize iyi bakın hocam.. siz rahat uyuyun devriye çavuşu benim..

  6. Fuat diyor ki:

    Şimdiden hayırlı teskereler Fikret! Allah yardımcın olsun!

  7. Nesrin diyor ki:

    Yazanın yüreğine sağlık, büyük uğraşlar içinde kaybolan küçük yüreklerimizi ve yıllarca peşinden koşup da bir türlü doğru yerde aramayı akıl edemediğimiz mutluluğu ne güzel anlatmış

  8. fikret okalin diyor ki:

    saolun hocam.

  9. hacer diyor ki:

    merhaba hocam yine ben ağlattınız beni ders arasında yazıyı okumamıştım fotoğraflara bakmakla yetinmiştim ama şimdi okudum yazara teşekkürler tabii size de sayenizde ağlayabildiğimi yani duygularımın körelmediğini farkettim herkes iyi geceler bana da mutlu yalnızlıklar

  10. seval diyor ki:

    Merhaba hocam, bu yazıyı okumakta ne kadar gecikmişim;okuyunca anladım. Her gün yetiştirilmesi gereken işler peşinde koşarken unuttuğumuz bir kelimeyi hatırlamak ne güzel: mutluluk. Yazana ve bizlerle paylaşıp mutluluk vesilesi olana sonsuz teşekkürler….

  11. nalan nurdan diyor ki:

    su gördüüm manzara walla ben yorum falan yapamam zati yasadıım yere çok benzio köylerden nefret ediroum :) ey yüce allahım ne suç işledimde beni buralara düşürdün :)ama 6 ay sonra burdan kurtulduum gün söz yazcam bişiler :)zaten ben hp kendim sölüom kendim dinliom :) beni duyan kim fuat hoca da hp elt 2008 lerle bizim pabuç dam da bile deil :)

  12. hacer diyor ki:

    Merhaba Nalan nasılsın umarım her şey yolundadadır.Köy manzaralı fotoğraflara takılıp yazıyı okumamamışsın bile aşkolsun.Sabret az kaldı Bitlis Anıları’nı bir kitap olarak piyasaya sunmana.Bu arada yazıyı okur musun lütfen

  13. Deryaa diyor ki:

    Arkadaşlar merak etmeyin Fuat Hoca sizi de seviyo (dur heralde) :) :)

    Şaka yapıyorum tabi, Bayramdan önce vize haftasıydı, sonra araya Bayram girdi; haliyle Fuat Hoca da yoğundur bu aralar… Oyüzden bu tepkisizlikleri kişisel algılamayın bence… Ama derseniz ki buarada bari forumda oyalanarım ozaman buyrun forumumuza :) :)

    http://www.edebiyatkafe.com/forum

  14. gülsüm diyor ki:

    deryacım seni her konuşmacının ardından mikrofonu eline alan yirmiüçnisan sunucularına benzetiyorum…yapılması gereken açıklamaları yapmakla yükümlü olan eşşiz şahsiyet(!).sen olmasaydın ne olurdu?:)))

  15. Deryaa diyor ki:

    Beğendim bunu “eşsiz şahsiyet (!)” Allahtan noktalama işaretlerinin ne anlama geldiğini biliyorum… Ama olsun.. İnsanların hala iyi olabileceği konusunda umudunu koruyanlardanım.. Sen de iyisin Gülsümcüm… Kendindeki güzelliği görmeye çalış biraz… Ve sürekli imalarla site ve benim hakkımda yorum yapma, beğenilmeyen bi iş varsa, beğenmeyenler daha güzelini yapar… Biz de onu alkışlarız… Ama icraat olmadan konuşmak boşuna bi telaş olur…

    Başkalarındaki eksiklikleri görmeye harcadığımız zamanı kendimizdeki güzellikleri görmeye harcayalım…

  16. Fuat diyor ki:

    “Eşssiz şahsiyet” Derya! :) Nerelerdesin ne yapıyorsun? Şaka bir yana özledik sizleri gerçekten. Söylediğin gibi yoğunluktan birde evde internet sürekli olarak olmadığından fazla ilgilenemiyorum siteyle! Ama burası zaten sizin siteniz arakadaşlar! Bu arada bir çift sözüm var Nalana! Kimsenin pabucunun dama atıldığı filan yok! sizleri çok seviyoruz ve başarınız va sağlığınız için duacıyız!
    Deryacım “kendimizdeki güzellikleri görmek yerine başkalarındaki güzellikleri görmeye odaklanalım, bizdeki güzellikleri de bırakalım başkaları görebilirse görsün!
    Sağlıcakla kalın…

  17. Deryaa diyor ki:

    K.maraş’ta hala ücretli bi öğretmenim… Gece yarısı çocukların yazılılarını okuyorum, belki karanlıkta bikaç hata daha gözümden kaçar da fazla puan alırlar diye :) Yazılı kağıtlarındaki güzellikleri görmeye çalışıyorum :) Her gördüğüm güzelliğe de puan veriyorum :)

    İyi akşamlar Hocam…

  18. gülsüm diyor ki:

    Tamam derya öğretmenim.Sürekli imalarla site ve senin hakkında yorum yapmam öğretmenim.Nede olsa bize altalta sıralanmış derya ve hüseyin isimlerini takip etmek yeter de artar bile öğretmenim.İnsanlardaki iyiliği görebilseydin derya,siteyi beğenmeyen ve ilgilenmeyen birinin vakit ayırıp yorum yapmayacağını düşünürdün.

  19. (::Mehmet::) diyor ki:

    Bu yazıyı okuyunca kendi memleketim gözümün önünde canlandı. Nasıl canlanmasın ki okuldu, mali durumdu, işti , hayattı derken senelerdir gidemedim ve şimdi gözümde tütüyor. Ülkemin dört bir köşesi ayrı bir güzel ama doğa ve tabiatın olduğu yerler benim için bir başka güzel.

    Böylesine güzel duygular hissettirecek yazılara forumda yer veren değerli öğretmenlerimize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.

    Çok yakında burası şu anki halinden daha cıvıl cıvıl hale gelecek, forum koridorlarında öğrenciler koşup, oynayıp zıplayacaklar.. :) Derya hocam az kaldı, büyük atılımlar küçük adımlarla başlar, bugün liste başı 2 kişi yarın 10 kişi. Ama bu sayılar önemli değil, önemli olan bir arada güzel hissiyatları paylaşabilmek. Sizleri tanıdığım için çok mutluyum ve her zaman yanınızdayım.. :)

  20. Deryaa diyor ki:

    Çok teşekkürler Mehmet… Hep şunu söylüyorum bu site kimin diye sorsan onlarca kişi bizim der ama bu siteye kim sahip çıkmak ister desen 2-3 kişiden başka el göremezsin.. Sanırım bizim eksik olduğumuz yön bu, “Bizim dediğimiz şeylere nasıl sahip çıkacağımızı bilmiyoruz”… Ama malesef ordaki köy sadece bizim demekle bizim olmuyo, arada ona bizim olduğunu hatırlatmak lazım…

    Buarada Fuat Hocam yeni yazılar bekliyoruz siteye… Ya da bi değişiklik yapıp bu kez yazmış olduğunuz şiirler olabilir…

  21. nazlı kızıl diyor ki:

    Bence size daha çook paralık hayat kalmış.Kocaman bir kahkahanız olmasa da babanızın kahkahası miras kalmış.Ya böyle hataırlayacak anıları olmayanlara ne demeli. Onları ne ile avutmalı .Bakın bir yağmur ne çağrışımlara vesile olmuş siz de.Ya mutluluk gözünüz büsbütün kör olsaydı.MUTLULUK biraz da sizden aşagıdakileri düşünüp sevinmek şükretmek değil midir dersiniz.Yukarıları akla gelince ne yapmalı derseniz ona da ORHAN VELİ versi cevabı “hava bedava su bedava gökyüzü bedava(tabi bunlarda gene köylerde kaldı ama olsun..)sinemaların kapısı otomobillerin dışı bedava bedava yaşıyoruz bedava.(bu da şehirler için.)güzel yazı vesselam.

  22. Fuat diyor ki:

    “Kelle fiyatına özgürlük
    esirlik bedava!
    Bedava yaşıyoruz bedava!” (Bu da Filistinli kardeşlerimiz için!) Selam ve dua ile…

  23. zehra savaş diyor ki:

    hava bedava bulut bedava..(yangınlardan arta kalan bulutlar, acılar ve yalnız vücutta değil yüreklerde iz bırakan bombalar..)peynir ekmek değil ama Filistin’de acı (su) bedava..bu olmuş meğer filistin gerçeği..dualarımız onlar için..selam.

  24. arzu ÇANİK(ÖZDEN) diyor ki:

    arkadaşlar uzun zamandan beri bu sitemize hiç bakamamıştım,inanın yazılarınızı görüp okumak bile çok duygulandırdı,mutlu etti beni.fuat hocam (yüreğiyle eşsiz insan)hep duruşunuzla,samimiyetinizle ve hoşgörünüzle kalbimizdesiniz,hiç unutmadık sizi,hep de örnek olarak hayatımızdasınız.işte bu ÖRNEKLERİ KENDİNDEN BİR HAREKET.

Bu yazıyla ilgili yorumlarınızı paylaşın.


NOT: Yorumlar bir yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır. Bu nedenle göndereceğiniz yorumların yayınlanması birkaç gün veya bir hafta sürebilir.

Sidebar

  • En son yazılar...

  • En son yorumlar...

  • Footer