ESKİ BİR YENİ YAZI…
Aylardır bu sitede yeni bir yazı yayımlamadık. Bu yüzden özür dilemek istiyorum öncelikle sizlerden.. Hakkınızı helal edin.. Sitem edenler oldu, yazılarımı özlediğini söyleyenlerde.. “İyi ki yeni yazı yazmıyor” diyenlerde olmuştur belki.. :) Ama aslında birçok yazı yazdım nedense yayınlama isteği duymadığım.. Belki beğenmediğimden bazılarını, belki de çok beğendiğim halde fazla “kişisel” bulduğumdan.. Bu yazı çok beğendiklerimden, ama benim yazdığım bir yazı değil! Ama “ben yazmış olmak isterdim” diyeceğim kadar beğendiğim bir yazı… Şimdi bölümümüzün son sınıfında olan çok sevdiğim bir öğrencim tarafından kaleme alındı bu yazı.. Başka yazıları da var!! İnşallah onları da ilerde paylaşırız sitemizde.. Dileğim bu özgün yazılarına devam etmesi arkadaşımızın.. Yaklaşmakta olan mübarek Ramazan ayının bizlere esenlikler ve güzellikler getirmesi dileğiyle.. Sağlıcakla kalın!

SENSİZLİK…
Sensizliği sana mı, kendime mi anlatmam gerekiyordu karar veremedim ama anlatmam gerekiyordu, bir yerden başla dedi içimden bir ses “yazsana”, “yazmak istemiyorum, sus”, “yaz hadi iyi gelecek”… İki gece içimdeki sesle dalaştıktan sonra yazarsam beni uykumdan uyandırmaktan vazgeçeceğini söyledi, ben de yazmaya karar verdim…
Sensizlik nasıl başlamıştı? Düşünüyorum. Trajikomik olan kısım buydu galiba; sensizlik senle başlamıştı. Dün gibi değil iki saniye öncesi kadar net hatırlıyorum. Kendi halimde yaşarken senle tanışmıştım, ilk konuşma: “duygularını sorgula” – klik – “uyan parça yok” – “mantığını sorgula” – klik – “uyan parça yok” … O zaman endişelenmeye de gerek yoktu, sorgulamayı bırakmalıydım – klik – “Sorgulamayı süresiz olarak bitir”. Sonra nasıl olduysa bütün parçalar uymaya başladı. Heeyy, ne oluyordu? Bu kelebekler hep benim etrafımda uçuşuyorlar mıydı yoksa yeni mi belirdiler? Midemde de vardı bu kelebeklerden…“Midede kelebek uçuşma hissi!” Düşün hadi bir yerden hatırlayacaksın. Bu bir çok insanın aşık olma belirtilerinden biriydi. E şimdi bu kelebeklerin yaptığı iş miydi? “Hadi dağılın önemli bir şey yok” dedim, dağılmadılar… Sonra her yer kelebek oldu. Hava sisli olabilirdi, ama pembe olmamıştı hiç şimdiye kadar. Sorgulamayı bırakmamalıydım..
Ey aşk, senin bu yaptığın yasa dışı yollardan kalbime girmekti. Yakıştı mı sana şimdi? Ya sen aşkı güzelleştiriyordun, ya da aşk seni.. Ama birbirinize çok yakıştığınız su götürmez bir gerçekti. Kıskançlık baş göstermişti bende.. Sen ve aşk… Tamam, işte ben memnuniyetle çerçevedeki üçüncü kişi olmaya hazırdım. Ama… Bizim hiç çerçevemiz olmadı, aynı anda sen, ben, aşk sahneye çıkamadık. Benle aşk istekliydik istekli olmasına da sende bir isteksizlik mi vardı ne? “Bana mı öyle geliyor aşk, sen de bir baksana istemiyor mu?” dememe kalmadı, “İstemiyorum” dedin… Şimdi aşk bana ne desin ben ona ne diyeyim, önce hangimizin teselliye ihtiyacı var bilmiyorum, ama bildiğim bir şey var: Ben kimseyi teselli edecek durumda değilim.. Kapalı ama ağır yaralarım var. Beni bırak aşk, sen kendini kurtar. Herkes yavaş yavaş gittiğine göre fırtına yakın demektir… Kaç!!
İşte sensizlik böyle başladı…

Oysa etrafına ördüğün kaleye girmek bile ne kadar zamanımı almıştı. Çok yorulmuştum, soluklanmaya ihtiyacım varken kapanan soğuk demir kapıların sesini duydum. Hayaller kurmaya başlamıştım oysa… Sana aşık olduğumu ilk ne zaman anladığımı sana söylememiştim hiç.. Şimdi söyleyeyim: Küçükken hasta olduğumda uyurken öleceğimi sandığım için uyumayı reddeder ağlardım. Annem de yanıma yatar beni kucaklardı. Başımı sağ göğsüne koyduktan sonra elimi sol göğsünün üzerine indirirdim. Kalp atışlarını avucumda hissederek uyuyakalırdım. Bu sessiz ninni bana “hiçbir şey olmayacak, uyu” derdi. Ama yine de ben uyuduktan sonra annemin gitmesinden korktuğum için elbisesini sol göğsünün üzerindeki elimle sımsıkı tutardım. Çocukluktan kalan ve unuttuğumu düşündüğüm bu alışkanlık birden aklıma gelmişti. Ben sana da böyle sarılıp uyumak istiyordum ve bunun ne demek olduğunu anlamak hiç de zor değildi… Matematikten nefret etmeme rağmen sen aşkı bana f(x) fonksiyonuyla açıkladığın için günlerce fonksiyonun ne olduğunu anlamaya çalışmıştım. Anladım deyip sana sürpriz yapacaktım ama şimdi itiraf ediyorum senin anlattığın fonksiyonu da, diğer bütün fonksiyonları da hiç anlamamıştım. Keşke anlayabilseydim…
“Ben sana daha geniş bir zamanda anlatırım demiştin”, anlamayışıma gülerek, ama geniş zamanlarda sensizliği düşünmek varmış… Keşke o zaman anlatsaydın ve ben keşke seni ne kadar sevdiğimi sana yazsaydım. Hep aklımdaydı, ama sürekli erteliyordum nasıl olsa yazarım diye.. Sensizliği yazmak düştü bana, bu planda yoktu ki… Küçükken oyuncaklarımı paylaşmamak için ayak diretirdim. Aynı şeyi şimdi kalbim ve aklım bana yapıyor. Sensizliği anlatamıyorum.. Ne zaman içimdeki ayaklanma biter, bilmiyorum.. Döneceğini bilsem “aspirini” bile paylaşırım, hem de hiç sevmediğim bir arkadaşımla… Çünkü sensizlik bıçak sırtında yaşamak gibi değil, bıçağın keskin tarafında kesile kesile yaşamak hergün… Çünkü “aspirin” çatı katındaki yeni odasını istemeye devam ediyor. Ben de seni özlemeye… Gitmeseydin…“İle” koysaydın adlarımızın arasına ve bağlasaydın birbirimizi… Aşkla…




Eylül 15, 2011 - 20:49
tuttu fırlattı kalbimi ezdi üstünü çiğnedi zamanla geçer dedi zamanla zamanla…
… ama geçmedi…
Ekim 15, 2011 - 21:40
Geçmeezzzz! :) Bilirim!!