Artık Biliyorum Aşkı
Artık Biliyorum Aşkı…
FUAT ÖZKUL’un yazısı…
Yaklaşık üç yıl kadar önce (31 Ocak 2008) yazdığım “Bilmiyorum Diyebilmek” isimli yazımda şöyle demişim:
“Aşkı bilmiyorum. Kimi zaman tanımlanması imkansız, tarif edilemez güzellikte, erişilmez bir duygu olduğunu sanıyorum, kimi zaman avuçlarımın içinde yakalıyorum onu. Kimi zaman dünyadaki bütün acıları unutturur diyenlere katılıyorum, bazen de dünyanın tüm acılarına eşittir diyenlere…Yüzlercesini okudum kitaplarda, onlarcasını yaşadığımı sanmışım ama aşkı bilmiyorum…”Ama artık AŞK’ı da öğrendim ÇOK ŞÜKÜR!!! Ne de olsa “Aşk büyük bir hocadır” demiş ya Moliere… Öğretti işte bana bu büyük hoca bir şeyler…
Artık biliyorum aşkı… Aşk; ” Âllah nâsip etmeyeceği şeyin hayalini kurdurmaz ” diyen Hz. Osman (r.a) sözünün aksine, hiç olmayacak hayaller kurmakmış geleceğe dair O’nunla ilgili.. Hiç nasip olmayacak Sevgiliyle geçirilecek hayata dair ümitler beslemekmiş. Hiçbir zaman nasip olmayacak güzellikleri düşlemekmiş, hiçbir zaman doğmayacak çocukların özlemini çekmekmiş, imkansız hayallerin peşinden gitmekmiş meğerse… Popüler filmin iddia ettiğinin aksine, Aşk Tesadüfleri filan sevmezmiş. O meret sevse sevse imkansızlıkları severmiş…

Biliyorum artık, İmkansız olanmış aşk… Olana değil, olması gerekene duyulan hasretmiş, özlemmiş… “Aşk bir rüyaymış uyandım” diyen şarkıya inat, uyanamamakmış aşk, dalınan tatlı hülyalardan uyanmak istememekmiş… Platonik hayallerde yaşamakmış aşk, gerçeğin “insanı kanatan, yaralayan acımasız dişlerine” inat…
Biliyorum artık aşkı… Kendini kaybetmekmiş aşk, O’nun adını duyduğunda, şu kıssa da olduğu gibi:
Bilal ezan okuyamaz oldu..
Ne zaman teşebbüs etse; “Muhammed Rasulullah ( s.a.v )”demeye,
Dizleri üstüne çöker kendinden geçerdi!
“Aşk” buydu işte…
Sevgilinin adı anıldığı vakit kendinden geçmekti…
Öğrendim artık aşkı… Kendini O’nda kaybedip, O’nunla birlikte, tekrar O’nda bulmakmış… Kendinden geçip, O’nunla tek vücut olabilmekmiş aşk, Hallac-ı Mansur’un dediği gibi… Ya da;
“Aşk’a sen diye bakmadıktan sonra ben aşk’ı neyleyeyim?
Seni ruhuma cemre diye damlatmadıktan sonra ben bu bedende neyleyim?
Aşk da sen, hasret de sen, ben de sen!” diyebilmekmiş Hz. Mevlana gibi…
Biliyorum aşkı işte, öğrendim artık… Bir oyunmuş meğerse iki kişinin oynadığı, heyecanlı, eğlenceli ve araya giren her üçüncü kişinin oyunbozanlık yaptığı… Çoğunlukla kuralları tam bilinmeyen ve garip kuralları olan ilginç bir oyun… Çoğu zaman iyi oynayanın kaybettiği bir oyunmuş aşk , kötü ve çirkin olanların sıkça galip geldiği adaletsiz bir oyun…Aslında Aşkta galip gelen olmaz herhalde, çünkü Aşk galip gelinmek için oynanacak bir oyun değil belki de… Kazanan olmuyor hiçbir zaman, sonuçta hep kaybedenler ve çok kaybedenlerin olduğu bir acımasız oyun…

Biliyorum işte… Vazgeçilmez sanmakmış aşk O’nu… Ve vazgeçilmez olduğunu hissettirmekmiş Sevgili’ye…“Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirirseniz, ilk vazgeçeceği insan siz olursunuz” diyen Freud’a inat. O vazgeçse bile vazgeçememekmiş… Kendini yaralayan, kan revan içinden perişan edip bırakan kurdun ardından “meleyerek” giden yaralı koyun misali… Yüreğine hançeri sokup giden gaddar avcının ardında dolaşan yaralı ceylanlar gibi…
Biliyorum işte aşkı…“Önemli olan zamana bırakmak değil, zamanla bırakmamaktır!” sözünün ilk yarısının aksine zamana bırakmakmış beklentileri, ümitleri ve hayalleri… Bugün’ü unutup, hiç gelmeyecek olan Yarın’a hasret duymakmış Aşk… Ümit etmekmiş çaresizce… Yüreğimizdeki kafeste beslediğimiz bir kuş misali sürekli ötüp duran ve hiç susmayan Umut duygusunun en zayıf kanat çırpışlarına, cıvıltılarına bile kulak kabartmakmış Aşk… Ve aynı sözün ikinci yarısında belirtildiği gibi; O seni bıraksa bile bırakamamakmış O’nu… Silip atamamakmış yüreğinden onlu günlerin ve hayallerin izlerini…
Artık biliyorum ki olmayacak duaya “AMİN” demekmiş aşk… “Olsun” diye sabahlara kadar el açıp Yüce Yaradana yalvarıp yakarmakmış aşk, dualar etmekmiş geleceğe dair… Bizi bedbaht edecek dualara “Amin” demekmiş… “Öyle dualarımız vardır ki, kabul edilse daha bedbaht olurduk” diyen Cenap Şahabettin’in söylediğinin aksine… Her türlü mutsuzluğu, huzursuzluğu ve sıkıntıyı göze alabilecek bir ruh hali içinde gözünü karartabilmekmiş aşk…
Biliyorum ilginç gelecek ama aşk nefret etmekmiş çokça…O’ndan değil Haşa!! Onsuz bu hayatı yaşayabilme ihtimalinden… Onsuz geçen her yıl, ay, hafta, gün, saat ve hatta saniyeden… “Sensiz bir an bile yaşayamam?” deyip ömrünün geri kalanını Onsuz yaşamak zorunda kalacak olmaktan… Nefret etmekmiş işte; bizi bir araya getirmek yerine, ayıran uzaklaştıran hayatın küçük ve fakat kaçınılmaz detaylarından ve bunları değiştirebilme gücünün elimizde olmayışından…

Artık biliyorum aşkı.. Abartmakmış aşk… O’nunla diğerleri arasındaki farkı çok fazla abartmakmış… Sıradan olanı sıra dışı gibi algılamakmış, çünkü aslında düzgün algılayamamakmış aşk… Aşk yüzünden beş duyuyla algıladıklarımızı idrak süzgecinden geçirip anlayamamakmış doğru düzgün… “Aşk, bir insanla geri kalan herkes arsındaki farkın çok fazla abartılmasıdır” diyor ya Bernard Shaw… Aynen öyleymiş valla…J
Biliyorum artık aşkı… Aşı gibiymiş aşk… İkincisin de insanın daha ağır hastalanmasını önlermiş Balzac’ın dediği gibi… İnsanın acıya ve mutsuzluğa olan direncini artırırmış aşk… Bağışıklık sistemimizi güçlendiren bir aşı misali, sonraki aşklara (hastalıklara)karşı direncimizi artırırmış… Ruhumuzu dipsiz buhranlara, kalbimizi hayal kırıklıklarına, gönlümüzü sevda yaralarına karşı güçlendirirmiş aşk…
Biliyorum aşkı… Artık… “Mesela ilerde çocukların; “Baba senin ilk aşkın kimdi?” dediğinde eski resimleri çıkarmak yerine “Annendi” diyebilmeli!” sözüne inanıp romantik hayaller kuracak kadar saf ve masum olmakmış… Bir kez O’nu sevip başka hiç kimseyi gözünün görmemesi haliymiş Aşk…

Ve Öğrendim ki, Ölümsüz Aşk İstiyorsan eğer, Ölümsüze Aşık Olacakmışsın…
“Gönlüme girince sen, kapıyı ardından kilitledim!” diyen Mevlana gibi; “ ANAHTAR SENDE, İSTER SONSUZA KADAR KAL ORDA İSTERSEN AÇ KAPIYI ÇIK GİT İSTEDİĞİN YERE” diyebilmekmiş aşk..
ANAHTAR HALA SENDE… VE KAPI SONSUZA KADAR KİLİTLİ… :,-( dedim ben…
Restimi gördü… “Allah’a emanet ol!” dedi ve gitti. Ağlayacaktım ama nedense güldüm. Zαten bαşkα kimim vαr(dı) ki?
Aşkla kalın… Aşksız kalmayın… Aşkolsun yani… Aşk olmazsa meşkte olmuyormuş… Her haltı bilen atalarımız öyle demiş çünkü… J
Not: Bu yazı da internete rastladığım ama kime ait olduğunu bilmediğim bazı sözler/cümleler kullanılmıştır…
KARŞI ŞİİR!!!
Adım Orhan Veli değil!
Garipte değilim, sadece öğrenciyim biraz..
Zaten babamın ismi de Veli değil!
Çanlar asla benim için çalmaz…
Benim sadık yarim gökyüzüdür.
Toprakla işim olmaz..
Kovulduğum köy sayısı da üçü geçmez…
Ne sana hasretim, ne de bu yüzden prangalar eskittim…
Dağlarına bahar gelmez memleketimin…
Ve şarkılar o kadar güzel
Kelimeler kafiyesiz ama o kadar kifayetli ki
Duyamıyorum ama, bal gibi de anlatıyorum işte..
Ve bir zamanlar gönlümü çalan kendini güzel sanan kız…
İster inan, ister inanma!!
Artık seni sevmiyorum!
Zaten ben seni öylesine sevmiştim…
Çünkü ben o sıralar kpss çalışıyordum..
Ve yalnızca senin beni sevip sevmeme ihtimalini hesaplıyordum…
Zaten ben seni hiç sevmedim ki…
Ben sevdim mi çocuklar gibi severim masumane..
Katışıksız, karşılıksız ve ölesiye… J
1994/ 2011 Ankara-Malatya



















