Global Navigation

 

Top Navigation

Left Navigation

Content

Edebiyatkafe Editörü Fuat Özkul Hakkında

 
Fuat Özkul Kimdir?

 

06.04.1971 Malatya merkezde doğmuşum. 1977-1982 yılları arasında Yeşiltepe İlkokulunda ilköğrenimimi tamamladım. İlkokul son sınıfta çok değerli sınıf öğretmenimiz Nimet Gültek Hanım'ın teşvikleriyle girmiş olduğum Anadolu Lisesi ve Devlet Parasız Yatılı Okulu sınavlarında başarılı olarak Diyarbakır'a yatılı okula gittim. 1982 -1986 Diyarbakır Anadolu Lisesi'nde ortaokulu, 1986 -1989 Elazığ Anadolu Lisesi'nde de lise eğitimimi tamamladım. Aynı yıl girdiğim ÖYS sınavı sonunda Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi'nin Eğitim Yönetimi ve Planlaması bölümünü kazandım. Bir yıl bu programda öğrenim gördükten sonra, 1990 yılında tekrar sınava girerek Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümüne kayıt yaptırma hakkını elde ettim. Aynı bölümden 1994 yılında mezun olduktan sonra Niğde'ye öğretmen olarak atandım ancak becayiş yapıp Malatya'ya geldim ve Milli Eğitim'den istifa edip Özel Rahime Batu Lisesi'nde öğretmenlik yapmaya başladım.1994 -2000 yılları arasında yedi yıl boyunca şehrimizin bu güzide okulunda çalıştım.

Bu arada Kasım1998- Temmuz1999 tarihleri arasında Elazığ 8. Kolordu Muhabere Taburunda 265. kısa dönem er olarak askerlik hizmetimi yaptım. Askerden döndükten sonra Rahime Batu Lisesi'nde bir yıl daha görev yaptıktan sonra, girmiş olduğum sınav sonucunda 2000 yılı Ekim ayında İnönü Üniversitesi Yabancı Diller Bölüm Başkanlığı'nda okutman olarak göreve başladım. Halen aynı görevimi yedi yıldır geçici görevlendirmeyle atanmış olduğum Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümünde sürdürmekteyim.

*"Güzel olan her şeyin paylaşılması gerekir" düşüncesiyle aşağıdaki güzel yazıları sizlerle paylaşmak istiyorum.

1) "Hayır" diyebilen çocuklar
Hayatta en çok "Hayır" demekte zorlandım. Evde,
okulda, kışlada itaati öğretmişlerdi.
İyi evlat, iyi öğrenci, iyi asker, iyi yurttaş
koşulsuz "Evet" derdi.
İtiraz ihanetti.
Lüzumsuz "Evet"lere bir ömür verdiğimden midir
nedir, Milli Eğitim Bakanlığı'nın yeni müfredat
tasarım kitaplarında en sevindiğim şey, ilkokul
çocuklarına "Hayır deme becerisi" kazandırma çabası
oldu.
Bir Hayat Bilgisi dersi düşünün ki, 2. sınıftan
başlayarak "Evet/ Hayır" oyunuyla çocuğa
istemediğini yapmama özgürlüğünü öğretiyor.
İlk aşamada "suçluluk duymaksızın hayır
diyebilme"yi...
"Hayır, çünkü..." diye itirazının nedenini
dillendirebilmeyi...
"Hayır, ama..." diye reddettiğinin alternatifini
sunabilmeyi...
* * *
Bitmedi.
Sonraki etkinliğin adı "Kızma birader"...
Farklı görüşe tahammül eğitimi...
Kitapta örnek bir aile var: "Hoşgör ailesi..."
3. sınıf Hayat Bilgisi, "Ortak ve farklı
yanlarımız"ı öğreterek başlıyor.
"Benzemez kimse sana" şarkısını dillerde gezdiren
ülke, "Herkes birbirine benzeyecek" komutuyla yıllar
harcadıktan sonra şimdi çocuklarını "Kimse benzemez
bana" ünitesiyle eğitiyor.
Bu altyapı, 4. sınıfta Sosyal Bilgiler'le
destekleniyor.
İlk derste "Farklılıklarımız bizi eşsiz ve özel
yapar" fikri işleniyor.
"Ben 73 milletle beraberim" diyen Mevlana'dan
hoşgörü hikayeleri anlatılıyor.
6., 7. ve 8. sınıflarda Felsefe dersiyle bu birikim
pekiştiriliyor.
* * *
Müfredatı hazırlayanlar öğrencilerde 7 becerinin
eksikliğini saptamış. "Eleştirel ve yaratıcı düşünme
ve sorgulama eksikliği" ön sıradaymış. O yüzden
kitaplarda birey olmayı, risk almayı, meydan
okumayı, sorgulamayı, kendine güveni, açık
fikirliliği, tartışma ve hoşgörüyü destekleyen
dersler var.
Ayrıca bir arada yaşama kültürünü geliştirecek
dersler de planlanmış.
"Kendimi kutluyorum" gibi üniteler çocukta özgüveni
artırmayı amaçlarken, "Birlikte başarabiliriz"
başlığı altında dayanışma hazzı da öğretiliyor.
* * *
Eski kitapta (askerlikteki gibi) "Atatürk'ün büyük
bir kahraman olduğunu söyleme - yazma ünitesi"
vardı.
Çocuklar bunu ezbere söyleyip yazdı, ama görünen o
ki içselleştirip bu bilgiyi davranışa dönüştüremedi.
Her şeyi "Hep - hiç", "ak - kara", "evet - hayır"
karşıtlığında ezberleten yaklaşım, "kahrolsun -
yaşasın" zıtlaşmasında "ölürüm -öldürürüm" diyen
siyasi kutuplaşmaların tohumlarını attı ve bizi
derin uzlaşmazlıklara sürükledi.
Her sabah "Türküm, doğruyum, çalışkanım" diyerek
yetişenlerin çoğu ne doğru dürüst "Türk", ne
"doğru", ne "çalışkan" olabildi ve üniversite
sınavında "100 bin sıfır" çekti.
Şimdi anlıyoruz ki, bizim Hititlerinkinden önce
kendi ailemizin tarihini öğrenmeye, itaatten önce
sorgulamaya, ezberlemeden önce anlamaya,
farklılıkları kabullenmeye, bir arada yaşamayı
içselleştirmeye ihtiyacımız var.
Bilgi, ancak böyle kültüre dönüşebiliyor.
Talim Terbiye Kurulu Başkanı Ziya Selçuk ve
arkadaşlarının çabaları bu açıdan önemli...
Tek sorun şu:
Acaba Türkiye'de itiraz eden çocuğu hoş görecek
öğretmenler, müdürler, veliler, valiler, komutanlar,
bakanlar var mı?
Yoksa işe, onların eğitimiyle mi başlamalı?
Can DÜNDAR



2) Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği
bir dostu olmalı insanın...
"nereden çıktın bu vakitte" dememeli,
bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
gözünün dilini bilmeli;
dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
arka bahçede varlığını sezdirmeden,
mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi
köklenmeli hayatında;
sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
ihtiyaç duyduğunda gidip
müşfik gövdesine yaslanabilmeli,
kovuklarına saklanabilmelisin.
kucaklamalı seni güvenli kolları,
dalları bitkin başına omuz,
yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
en mahrem sırlarını verebilmeli,
en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin;
gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
onca dalkavuk arasında bir tek o,
sözünü eğip bükmeden söylemeli,
yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
alkışlandığında değil sadece,
asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
övmeli alem içinde, başbaşayken sövmeli
ve sen öyle güvenmelisin ki ona,
övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin.
teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş..
gözbebekleri bulutlandığında,
yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş...
yıllarca aynı ip üstünde çalışmış,
cesaretle ihanet arasında gidip gelen
bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış
iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik,
acıları birlikte göğüsleyebildik ya;
yenildik sayılmayız"
diyebilmeli...
ıssızlığın,yalnızlığın en koyulaştığı anda,
küçücük bir kağıda yazdığımız
kısa ama ümitvar bir yazıyı
yüreğe benzer bir taşa bağlayıp
birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"bunu da aşacağız!"

Can DÜNDAR

 

  << Geri Dön

Sidebar

Footer

 

ingilizce, ingilizce ders, ingilizce kurs, toefl, kpds, yds, dil, yabancidil, EF, Malta, İngiltere, ABD, ingilizce hikaye, ingilizce dersane, ingilizce dil kursu, ingilizce seyahat, yol, ülke, turizm, işletme, ingilizce kursu, ef, dilokulu, limasollu, dersimiz ingilizce, ders ingilizce, ingilizceci, elt time, british council, ingilizce england, ingilizce kursu, dil