Global Navigation

 

Content

Archive for Aralık, 2011

John Donne – The Flea – Türkçeye Çeviriler

John Donne – The Flea – Türkçeye Çeviriler…

THE FLEA
Mark but this flea, and mark in this,
How little that which thou deniest me is ;
It suck’d me first, and now sucks thee,
And in this flea our two bloods mingled be.
Thou know’st that this cannot be said
A sin, nor shame, nor loss of maidenhead ;
Yet this enjoys before it woo,
And pamper’d swells with one blood made of two ;
And this, alas ! is more than we would do.

O stay, three lives in one flea spare,
Where we almost, yea, more than married are.
This flea is you and I, and this
Our marriage bed, and marriage temple is.
Though parents grudge, and you, we’re met,
And cloister’d in these living walls of jet.
Though use make you apt to kill me,
Let not to that self-murder added be,
And sacrilege, three sins in killing three.

Cruel and sudden, hast thou since
Purpled thy nail in blood of innocence?
Wherein could this flea guilty be,
Except in that drop which it suck’d from thee?
Yet thou triumph’st, and say’st that thou
Find’st not thyself nor me the weaker now.
‘Tis true ; then learn how false fears be ;
Just so much honour, when thou yield’st to me,
Will waste, as this flea’s death took life from thee.

JOHN DONNE

 

 

 

 

 

 

PİRE
Dikkat et şu pireye, dikkat et içindekine
Benden sakındığın küçücük şeye
Önce benden aldı alacağını, sonra senden
Birleştirdi içinde aldığı kanı ikimizden
Sen de biliyorsun söyleyemeyeceğini
Ne günah, ne utanç, ne de kızlığın elden gidişini
Çabalamadan elde etti hem de
Şişti kanımızı birleştirmenin zaferiyle
Ah ne yazık! Yapamadığımızı yaptı küçücük bir pire!

Yapma! Üç can var o pirede
Yaptığı evlilikten de öte
Biz varız içinde o pirenin
Mabedi var ilk gecemizin
Her şeye rağmen buluştuk işte
Kapatıldık canlı duvarların içine, sen istemesen de
Bilirim, beni öldürmektir, arzuladığın
Bu demektir ki senin de intiharın
Alma vebalini bu üç günahsızın

Ne zalimsin! Dinlemedin beni yine
Bir masumun kanı o, sadece bir pire
Senden aldığı bir damla kandı
Bundan başka bir suçu var mıydı?
Okunuyor işte yüzünden aldığın haz
Anlamışsındır, ne sendeki ne de bendeki kudret az
Gör korkularının yersizliğini
Sanma ki daha fazla olur onurunun eksilişi
Öldürmekle pir pireyi, kabul etmektense beni

KÜBRA ÖZMEN

 

 

 

 

 

 

 

SİVRİSİNEK
Aman bu sivrisineğe dikkat et
Küçük olduğuna bakma aslında bulunmaz bir nimet.
Önce benim kanımı emdi, sonra seninkini
Biz yapamadık ama o birleştirdi, senle beni.
Bu ne bekâretinin sonu, ne utanç ne de bir günah,
Bilirsin bu yüzden kimse edemez bana tek bir ah.
Birleştirdi kanımızı hiç yapmadan kur,
Artık şımarıklığını izleyip dur.
Bu bizim yapabileceğimizden bile fazla, sen durma hayalini kur

Üç yaşam bir sinekte birleşti
Bu kırk yıllık evliliğe eşti.
Bu sivrisinek senle beniz,
Bizim gerdek evimiz, bizim mabedimiz.
Ailen benden nefret ederse etsin,
Sen mabedimizin içinde benimlesin.
Beni öldürmek istemene rağmen,
Sadece benim günahıma girmiş olmazsın sen.
Sen, ben ve sivrisinek, bu canların kutsallığına saygısızlık etmesen?

Zalimce ve ansızın, sivrisineği ezdi,
Söylesene onun kanından başka eline ne geçti?
Alt tarafı bir damlacık kanımızı içti.
Garibim sadece masum bir sivrisinekti.
Zaferinin tadını çıkarıyorsun,
Ama benden bile zayıfsın şimdi, bunu bilmiyorsun.
Korkularının kurbanı oldun sen de,
Üç hayat alacağına, benimle olsaydın keşke.
Çok daha onurlu biri olurdun böylece.

Aslıhan MUTLU

 

Edmund Spenser – Sonnet 81 – Türkçeye Çeviriler…

Edmund Sprenser Sonnet 81… Türkçeye çeviriler…

SONNET III

ONE day I wrote her name upon the strand,
But came the waves and washèd it away:
Again I wrote it with a second hand,
But came the tide and made my pains his prey.

Vain man (said she) that dost in vain assay  
A mortal thing so to immortalise;
For I myself shall like to this decay,
And eke my name be wipèd out likewise.

Not so (quod I); let baser things devise
To die in dust, but you shall live by fame;       
My verse your virtues rare shall eternise,
And in the heavens write your glorious name:  

Where, when as Death shall all the world subdue,  
Our love shall live, and later life renew.

                             SONNET 81   Edmund SPENSER

 

 

 

 

 

 

III)

Kuma yazdım adını hiç durmadan
Bitmez tükenmez dalgalar alıp götürsün diye
Bir daha yazdım umursamadan
Dağıtıp gittiler dalga geçercesine
Boşuna dedi çaban
Sonu belliyi değiştirmeye çalışman
Ben, değil sadece yok olacak olan
Adım da silinip gidecek bu dünyadan
Hayır! dedim.Yok olup gitsin diğer her şey
Sen daima olacaksın
Benliğin mısralarımda var olacak
O güzel adınsa cennette yaşam bulacak
Her şey sona erdiğinde ise,
Aşkımız cennette buluşacak                                                      

KÜBRA ÖZMEN

William Shakespeare Sonnet 73 – Türkçeye Çeviriler

William Shakespeare Sonnet 73
Türkçeye çevirileri…

SONNET II

That time of year thou mayst in me behold
When yellow leaves, or none, or few, do hang
Upon those boughs which shake against the cold,
Bare ruined choirs, where late the sweet birds sang.
In me thou see’st the twilight of such day
As after sunset fadeth in the west;
Which by and by black night doth take away,
Death’s second self, that seals up all in rest.
In me thou see’st the glowing of such fire,
That on the ashes of his youth doth lie,
As the death-bed, whereon it must expire,
Consumed with that which it was nourish’d by.
This thou perceiv’st, which makes thy love more strong,
To love that well, which thou must leave ere long.

                            SONNET 73 William SHAKESPEARE

 

 

 

 

 

 

 

 

II

İşte o mevsimi göreceksin bende şimdi
Birkaç sarı yaprak ya kalır ya kalmaz
Soğuktan titreyen dallarda
Yuvaları dağıldığı için bulamayacaksın kuşları
Günün alacakaranlığını bende göreceksin
Güneş batıdan solup gidince
Çok geçmeden gelir
Her şeyi gizleyen simsiyah gece
Bende kor ateşleri göreceksin
Gençliğinden kalma küller içinde
Son nefesini verirken ölüm döşeğinde
Ektiğini biçeceksin
Bunu anlaman arttıracak sevgini
Ayrılık yakın diye daha çok seveceksin beni

Gülden POLAT

 

 

 

 

 

 

 

 

II)

Sonbahar içindeki ruhum melankolik
İçimde sararmış yapraklar kaldı
Soğuk rüzgârlar gelen bu ürkeklik
Sanırım,  son kuşlarla giden ruhumun yalnızlığıydı
Karanlıklar içinde kaldı aydınlığım
Sen de gözden kayboldun ey güneş
Ölüm senle mi artık yoldaşlığım
Karanlık gece de sen mi olacaksın bana eş
İçimde yanıp kavrulan gençliğim
Küllerini savurup bitirdim mi gerçekten
Ölüm yakın sürem doldu bildiğim
Bitirdim içimde büyüttüğüm ne varsa eskiden
Anladım ne gençlik kaldı ne de korku
Aşk için geç kaldım içimde kalsa da bu tutku

Aslıhan MUTLU

Francesco PETRARCA – Sonnet – Türkçeye Çeviriler

Francesco PETRARCA – Sonnet
Türkçeye çevirileri…

SONNET I

If this should not be Love, O God, what shakes me?
If Love it is, what strange, what rich delight!
If Love be kind, why has it fangs to bite?
If cruel, why so sweet the barb that rakes me?
If Love I crave, why this lament that breaks me?
If not, what tears or sighs can mend my plight?
O Death in Life, dear pain, where lies thy might
If I refuse the doom that overtakes me?
If I consent, without a cause I grieve:
So in a tempest do my fortunes heave,
By winds contrary and by waters tossed
So, in a stupor, like a blind man lost
In mischievous error, lured from doubt to doubt,
June freezes, January thaws me out.

                                               Francesco PETRARCA

I)

Bu aşk değilse, Allah’ım beni sarsan ne?
Eğer aşksa ne tuhaf, nasıl bir haz?
Aşk merhametliyse, peki zehirli dişler niye?
Zalimse, canımı yakan dikenleri niçin bu kadar tatlı?
Aşka böyle hasretken içimi acıtan bu keder niye?
Değilsem ne ağlamalar ne de ah vahlar ayakta tutamaz beni
Ey yaşamın gerçeği, ölüm, sevgili kederim, kudretin bu mu?
Ya beni bulan kör talihe boyun eğmezsem
Ya da razı olup sebepsiz üzersem
Fırtınada savurursa rüzgarlar talihimi
Saçarsa sular bir oraya bir buraya
Ve kör bir adam gibi kaybolursam sarhoşlukta
Olmayacak duygularla şüpheye kapılırsam
İşte o zaman yaz dondurur, kış kavurur beni.

Gülden Polat

 

I)

Bu aşk değilse ey tanrım nedir içimi kemiren,
Aşksa eğer bu ne tuhaf bir zevk böyle büyük.
Olsaydı aşk öyle nazik, olur muydu hiç kalbine yük?
Zalimse eğer, pamuk gibi bir dikenli yoldayım neden?
Arzuladığım aşksa şayet, ne bu matem?
Değilse, ne gözyaşları ne de vahlar olmaz merhem yarama.
Ey ölümlü dünya, tatlı belam, nedir güç veren sana?
Sendin hüküm veren hep bana, yazılmıştın bir kere alnıma.
Razı olsam da kederlenirim sonra sebepsiz;
Bir fırtınada bıraktım her şeyi kadere habersiz,
Ters esti rüzgar ve savruldu nasipsiz dalgalardan,
Kör bir adam gibi kayboldu gecenin karanlığında.
Bir hayat yaşadım kuşku içinde hiç yılmadan,
Yazım kışa döndü bu ömrümün baharında…

 RECEP DERYOL

I)

Bu aşk değilse Tanrım, beni sarsan nedir?
Aşksa bu,  hem çok garip hem de zevkli.
Peki, aşk böyleyse neden bu kadar dişli?
 Zalimlikse, nasıl dikenleri batarken sevindirir?
Aşk eğer arzulamaksa, yakınmak nedendir?
Değilse, gözyaşları ve iç çekmelerinden başka ne çare ey sevgili
Yaşarken ölüm, acılar hepsi nerde gizli 
Reddetsem de alın yazımı, yakamdadır.
Kabul etsem sebepsiz acı çekerim
Bu yüzden dilerim fırtınaların içindeki talihim dönsün
Rüzgârlar ters essin, sular çalkalansın
Kör adam gibi kayboldum sersemliğimde bilirim
Muzip hatalar içinde beni şüpheye düşürdün
Haziranda donuyorum, kış beni rahatlatsın

Aslıhan MUTLU
 
 

 

Sidebar

  • Son Yorumlar

  • Footer